2 Mayıs 2017 Salı

40 AYETTE MUTLULUĞUN SIRRI

İsra 37: Kendini fazla abartma. 

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma. 

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma. 

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme. 

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma. 

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster. 

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş. 

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme. 

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle. 

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle. 

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart. 

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma. 

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran. 

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme. 

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma. 

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla. 

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var. 

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme. 

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol. 

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan. 

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil. 

Saff 2: Yalandan uzak dur. 

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme. 

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma. 

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma. 

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme. 

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın. 

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç. 

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama. 

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme. 

İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme. 

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur. 

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et. 

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma. 

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme. 

Necm 3: İnanma duygunu diri tut. 

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme. 

DÜNYA'NIN EN ZEKİ İNSANLARI

1. KİM UNG-YONG
4 yaşında üniversiteye gitti, 15 yaşında doktorasını yaptı
1962′de Kore’de doğan Kim Ung-Yong isimli bu süper dahi, dünyanın en zeki insanı olarak Guinnes Rekorlar Kitabı’na girdi.
4 yaşında üniversiteye gitmekle kalmayan büyük deha, aynı zamanda o yaşlarda Japonca, Korece, Almanca ve İngilizce dillerine de hakim olmasıyla ayrı bir rekor kırıyor.

5 yaşına bastığında en zor integral ve diferansiyel denklemleri çözebilen dahinin IQ’su 210′un üzerinde olarak biliniyor.
3 yaşında Hanyang Üniversitesi’nden kabul alan Yong, 6 yaşına kadar fizik bölümünde misafir öğrenci olarak okudu.

7 yaşında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından Amerika’ya davet aldı ve 15 yaşını doldurduğunda Colorado Üniversitesi’nde Fizik Doktorası’nı yapmıştı. 1974 yılında üniversitedeyken NASA’da araştırmalara başladı ve fizik alanından İnşaat Mühendisliği alanına geçiş yaptı.

1978 yılında anavatanı Kore’ye dönen Yong’a birçok prestijli üniversiteden teklif gelmesine karşın o, yerel bir üniversitede ders vermeyi seçti . Yong, şu anda Kore’deki Chungbuk Üniversitesi’nde part-time öğretim üyesi.


2. AKRİT JASWAL

7 yaşında cerrah oldu. 
Bu Hintli çocuk, dünyanın en akıllı çocuğu olarak nitelendiriliyor. İsmi Akrit Jaswal ve ünvanını kesinlikle hakediyor.
IQ’su 146 ve bir milyar nüfuslu Hindistan’daki en zeki insan olarak kabul ediliyor.
2000 yılında evinde ilk cerrahi müdahaleyi gerçekleştirince, tüm dünya onun adını duydu. Hem de sadece 7 yaşındayken.


Hastası da doktora gidecek parası olmayan sekiz yaşındaki bir kızdı
 . Küçük kızın eli yanmıştı ve parmaklarını birbirinden ayıramıyordu. Tıp eğitimi olmayan, hayatında hiç ameliyata girmemiş 7 yaşındaki süper çocuk, küçük kızın ellerini birbirinden ayırarak yeniden kullanabilmesini sağladı. Tüm ilgisini tıp bilimine veren dahi, 12 yaşındayken kanserin çaresini bulmaya çok yaklaştığını iddia etti. Tıp dahisi küçük çocuk şu anda Chandigarh Üniversitesi’nde okuyor ve Hindistan’ın en genç üniversite öğrencisi.


3. CLEOPATRA STRATAN
3 yaşında şarkı başına 2 .500 TL kazanıyor.
2002 yılında Moldova’da dünyaya gelen Cleopatra Stratan, şimdiye kadar başarılı bir albüm çıkaran en genç şarkıcı olma ünvanını taşıyor.
Zira, küçük kız daha 3 yaşındayken ilk albümünü çıkardı.
Müzisyen bir ailenin çocuğu olan Cleopatra’nın rekorları bununla bitmiyor tabii . Küçük Cleopatra, aynı zamanda iki saat boyunca kalabalık seyirci kitlesine canlı konser veren en genç şarkıcı, en çok para kazanan en genç şarkıcı, MTV müzik ödülü alan en genç şarkıcı ve bir ülkenin hit şarkısını çıkaran en genç şarkıcı rekorlarına da sahip.


4. MICHAEL KEVIN KEARNEY

10 yaşında üniversiteden mezun oldu.
24 yaşındaki Michael Kevin Kearney, sadece 10 yaşında üniversiteyi bitirmesiyle değil, aynı zamanda “Kim 1 milyon dolar ister?” bilgi yarışmasında büyük ödülü kazanarak dünya çapında ün saldı.
1984 doğumlu dahi çocuk, 17 yaşında üniversite hocası olmasıyla ve kırdığı dünya rekorları ile biliniyor ama dahası var.
Daha dört aylıkken konuşmaya başladı . Altı aylıkken doktoruna “sol kulağımda bir enfeksiyon var” gibi komplike bir cümleyle meramını anlattı. 10 aylıkken okuma-yazma öğrendi!!! Dört yaşındayken Amerika’nın önde gelen üniversitelerinde John Hopkins Üniversitesi’nde matematik testlerinde en yüksek skoru aldı.
Liseyi altı yaşında bitirdi, 10 yaşında Santa Rosa Üniversitesi’nden mezun oldu. Şu anda Guiness Rekorlar Kitabında adı, “üniversiteden en küçük yaşta mezun olan kişi” olarak geçiyor.
Kearney’in “Kim 1 milyon dolar ister?” yarışması finalinde son soruda telefon hakkını kullanmak isteyip, herkesin soruyu babasına mı danışacak dediği anda, babasını arayarak “baba 1 milyon doları aldım eve geliyorum” demesi ve son soruya da doğru cevap vermesi hem yarışma sunucusunu hem de tüm dünyayı şaşırtmıştı . Kearney’in yarışma başarısı ve finaldeki bu anekdotu dilden dile dolaşan bir efsaneye dönüştü.

5. GREGORY SMITH
12 yaşında Nobel Ödülü’ne aday gösterildi .
1990 doğumlu Gregory Smith, 2 yaşında okuma yazma öğrendi ve 10 yaşında üniversiteye başladı. Ama bu, süper çocuğun hayat hikayesinin sadece bir kısmı.
Zira, o dahi çocuk, öğrenmeye ayırdığı vakitten arta kalanı barış ve çocuk hakları savunucusu olarak dünyayı gezerek değerlendiriyor.
Smith, dünyadaki gençler arasında barışı yayma amaçlı “Uluslararası Gençlik Savunucuları Derneği”nin de kurucusu.
Eski Amerikan Başkanı Bill Clinton’la ve Mikhail Gorbaçov’la tanışmış ve Birleşmiş Milletler Konseyi’nde konuşma yapmış sıradışı bir çocuk o . İşte tüm bu sıradışı yönleri ve barış için yaptığı çalışmalarla, Smith, şimdiye kadar dört kez Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. İşin ilginç yanı ise tüm bu başarıları, 20 yaşına basmadan gerçekleştirmesi.


6. AELITE ANDRE 

2 yaşında sanat galerisinde resim sergisi açtı .
Aelite Andre, Avustralya sanat dünyasının en çok konuştuğu “soyut resim” sanatçılarından biri ve sadece 2 yaşındayken adından söz ettirmeye başladı.
Üstün yetenekli küçük kızın resimleri Melbourne’daki sanat galerisi sahibine ulaştığında, galeri sahibi resimlerden çok etkilenmiş ve hemen sergi açmaya karar vermişti.

Sergi için tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra galeri sahibi, bu üstün yetenekli ressamın sadece 22 aylık küçük bir kız olduğunu öğrenmiş ve resmen şoke olmuştu . Galeri sahibi bu inanılmaz gerçeğe rağmen sergi açma fikrinden vazgeçmemiş ve o başarılı sanat eserlerini galerisinde sergilemişti.


7. SAUL AARON KRIPKE

Lisedeyken Harvard’dan öğretmenlik teklifi aldı. 
Bir hahamın oğlu olarak dünyaya gelen Saul Aaron Kripke, tam anlamıyla bir “dahi”.
Henüz ilkokul dördüncü sınıfa giderken matematiği yalayıp yutan üstün insan, daha liseye başlamadan geometri, kalkülüs ve felsefe alanlarına hakim oldu.
Lisedeyken yazdığı ödevler, daha sonra mantık derslerinde kullanılmaya başladı.

Ödevlerinden biri Harvard’ın Matematik Bölümü tarafından beğenildi ve henüz lisedeyken Harvard’dan iş teklifi aldı. Harvard’dan “Sizi ders vermek üzere aramızda bekliyoruz” diyen bir mektup alan Kripke, ailesinin öncelikle liseyi bitirmesini istediğini söyleyerek teklifi reddetti; ama hemen liseden sonra Harvard Üniversitesi’ne kabul aldı.

Üstün zekalı Kripke, felsefe alanında Nobel Ödülü’ne eşdeğer Schock Ödülü’ne layık görüldü ve şu anda hala yaşayan en büyük filozof olarak kabul ediliyor.

8. FABIONA LUIGI CAURANA

14 yaşında en genç satranç üstadı oldu .
İtalyan ve Amerikan vatandaşı olan harika çocuk Fabiano Luigi Caruana sadece 14 yaşındayken satranç üstadı ünvanını kazandı..


Caruana, şu anda İtalya’da ve Amerika’da gelmiş geçmiş en genç satranç üstadı.


9. WILLIAM JOSEPH MOSCONI

6 yaşında profesyonel bilardocu oldu.
“Cep bilardocusu” lakabı ile bilinen William Joseph Mosconi, 6 yaşında Amerika’da Profesyonel Bilardocu oldu.
Küçük bilardo dahisinin babası, bilardo masasını kullanmasına izin vermezken, o patatesleri top gibi kullanarak bilardo yeteneğini geliştiriyordu.
Ülke çapında turnuvalara katılıp başarılar kazanmaya başlayınca, babası da oğlunun küçük bir dahi olduğunun farkına vardı.

1919 yılında 6 yaşında olan Willie, bilardo ustalığında o kadar ilerledi ki, Dünya Bilardo Şampiyonu Ralph Greenleaf ile final maçına hak kazandı ..
Tabii bu yenilgi küçük dahiyi yıldırmadı: 11 yaşındayken gençlerde bilardo şampiyonu oldu. 20′li yaşlarında ise 15 kez Dünya Bilardo Şampiyonası’nı kazandı; birçok rekora imza attı ve bilardo sporunun tanıtımına yardım etti.
Bilardo masasına bir sandalye ile yetişebilen küçük Willie, maçı kazanamasa da çıkardığı muhteşem oyun ile hafızalara kazındı .


10. ELIANA SMITH 
7 yaşında “Güzin Abla” oldu .
Evet inanılmaz belki ama 7 yaşındaki Eliana Smith, yaptığı radyo programında yetişkinlerin dertlerini dinleyip onlara öğütler veriyor.
Erkek arkadaşı tarafından terk edilenler, eşiyle sorunu olanlar, ailevi problemler yaşayanlar, herkes ama herkes ona ulaşıp, sorununa çözüm bulabiliyor.

Sevgilisini elinden kaçıran bir kadına tavsiyesi ise: “Onun için üzüldüğüne değmez, hayat bir erkeğin arkasından ağlayacak kadar uzun değil”… 

DEYİMLER VE ANLAMLARI

Aba altından sopa / değnek göstermek: Üstü kapalı, imâlı sözlerle korkutmak, tehdit etmek. “Odanızı toplamazsanız olacaklara karışmam diyerek aba altından değnek gösteriyordu.”

Abes kaçmak (söz) : Söylenilen sözün ortama, konuya uygun olmaması. “İş toplantısında akşamki maçtan bahsetmesi abes kaçtı.”

Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz. “Bu acı sözlerine kim katlanır sanıyorsun?”

Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak.”Yıllardır içinde sakladığı sırrı mahkemede açığa vurdu.”


Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak. “Hemen her yazısında bir açığını bulmak mümkün.”


Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak. “Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun.”

Bağlandığı yerde otlamak : Yerinde saymak, hiçbir ilerleme göstermemek.


Bahtı açık: İşleri yolunda giden; talihi açık, şansı açık, kısmeti açık.

Baklayı ağzından çıkarmak: Gizli tuttuğu şeyleri açıklamak, söyleyemediği şeyleri sabrı tükenince söylemek.

Baldın çıplak: 1. İşsiz güçsüz (kimse). 2. Serseri.

Baltayı taşa vurmak : Farkında olmadan karşısındakini rahatsız ede cek, kızdıracak söz söylemek.

Bam teline basmak (dokunmak) (birinin) : Bir kimseyi duyarlı oldu ğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, davranışta bulunmak.


Bana mısın dememek : Zorlu bir işe, etkene vb’ye dayanmak, bunlar dan hiç etkilenmemek.

Bastığı yerde ot bitmemek: Gittiği yere uğursuzluk götürmek; çok şanssız olmak.

Başı dumanlı: 1. (Dağ için) Tepesini, doruğunu sis bürümüş. 2. İçkiden sarhoş olan ya da sevgi nedeniyle kendinden geçen (kimse); kafası dumanlı. 3. Açık seçik düşünebilecek, karar verebilecek, durum da olmayan (kimse).


Başı göğe ermek (değmek) : Beklenmedik bir anda büyük bir mutluluğa kavuşmak; bundan ötürü çok böbürlenmek. (Kimi zaman alay yolu kullanılır.)


Başı kazan gibi olmak : 1. Gürüjtü, vb’den çok rahatsız olmak. 2. Çalışmak vb’den dolayı zihinsel yorgunluk duymak; kafası kazan gibi olmak.
Başımla beraber : Memnuniyetle, seve seve, hiç rahatsız olmaksızın.
Başına bela etmek (birini, bir şeyi) : Onu kendisine sıkıntı verecek bir durumu getirmek; o şeyin kendisini tedirgin edecek duruma gel mesine neden olmak.
Başına bela kesilmek : Bir kimse ya da şey, sıkıntı verecek, dert olacak duruma gelmek.

Başına bela olmak : Bir şey ya da kimse sıkıntı verir duruma gelmek.

Başına bela sarmak : Birisine bir şeyi musallat etmek, o şeyin onu rahatsız etmesine yol açmak.

Başına belayı satın almak : Rahatsız edici, üzücü olduğu sonradan anlaşılan bir işe kendi isteğiyle girişmiş olmak.

Başına bir şey (bela, hal, İş, kaza vb) gelmek : Kötü bir duruma düşmek, istenmeyen bir durumla karşılaşmak.


Caka satmak: Çalım satmak, gösteriş yapmak. “Caka satmayı bırak da işine bak.”


Can atmak: Çok istemek, çok arzulamak. “Babası ile parka gitmek için can atıyor.”

Can borcunu ödemek: Ölmek. “Beni korkutamazsın, bir can borcum var, onu da öder kurtulurum.”

Cana yakın: Sevimli, sokulgan, insana pek sıcak davranan. “Ne cana yakın bir insanmış meğer.”

Can baş üstüne: İstenilen, arzu edilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatır. “Can baş üstüne efendim, kasabaya varınca onu hemen göreceğim.”

Can çekişmek: Ölmek üzere bulunmak. “Yanına vardığımızda hayvan can çekişiyordu.”

Can damarı: Bir şeyin en önemli noktası, en mühim unsuru; bir şeyin yaşaması için en önemli araç. “Babam evin can damarıdır.”

Can damarına basmak: Bir işin en önemli noktası üzerinde durmak, ya da bir şeyin en duyarlı noktasını açığa çıkarmak. “Adamın en sonunda can damarına bastılar, zararı da kendileri gördüler.”

Can dayanmamak: Bir acı, üzüntü, sıkıntı ve istek karşısında direnme gücü kalmamak; dayanıklılığı yitirmek. “Yıllarca uğraşıp didinip yaptığı ev bir anda kül oldu, buna can mı dayanırdı?”


Can düşmanı: Öldürmeyi bile düşünen, aşırı kin ve düşmanlık besleyen, dost olmayan. “Can düşmanları etrafında cirit atıyorlardı.”

Cinleri başına toplamak: Öfkelenmek, kızmak, çok sinirlenmek. “Zorla cinleri başıma topladınız.”

Curcunaya çevirmek (döndürmek): Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlamayacak hâle getirmek. “Çocuklar bir dakikada ortalığı curcunaya çevirdiler.”

Cümbür cemaat: Topluca, hep birden.”Halamlara cümbür cemaat gitmeye karar verdik.”

Cümle kapısı: Konak, saray gibi büyük binaların ana giriş kapısı.”Devletin ileri gelenleri konağın cümle kapısı önünde toplandılar.”

Cüret etmek: Ataklık etmek, yüreklilikle davranmak.”O, hemen herkesin yanında söz söylemeye cüret eden bir yapıya sahipti.”

Cürmü meşhut hâlinde yakalamak: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak.



ATASÖZLERiNİN ÖZELLiKLERI

Atasözlerinin Özellikleri

Atasözlerinin belli başlı özellikleri, öğüt vermeleri, kalıplaşmış olmaları ve halka mâl olup nesilden nesile aktarılmaları temeline dayanır. Atasözleri, bir bakıma özlü sözlerdir. Atalarımız, günlük yaşamda, iş hayatlarında, akraba veya arkadaş ilişkilerinde, doğa olayları karşısında ve benzeri yaşantıların tümünde elde ettikleri bilgi ve deneyimleri bizlere aktararak, yanlış yapmamıza engel olmak istemişlerdir. Bunun için atasözleri bizler için birer miras niteliğindedir. Bazen bir atasözü, içinde olduğumuz bir durumu öylesine güzel karşılar ki; o durumu anlatmak için kitaplar okunsa o kadar etkili olmaz dersiniz. Kuşkusuz bir ifade tarzı olarak atasözlerinin, daha birçok özellği aşağıdaki başlıklar altında ifade edeceğiz.
Atasözleri, atalarımızın, sosyal yaşantımızı, de­nemelere dayalı olarak, eleştiri, öğüt, genel kural biçiminde yorumlayan özlü sözleridir. Her biri, ba­ğımsız birer cümle olan bu sözlerde halkımızın ge­lenek ve görenekleri, hayata bakış açıları; nükte, in­ce alay, taşlama, övgü ve yergi ile olguları değer­lendiriş yolları görülür. Bir atasözü, ilk kez belli bir kişinin bir hayat olayını kendine göre değerlendirmesiyle ortaya çı­kar, Zamanla birçok kişilerin, değişen koşullarla söze yeni görüşler katmasıyla tüm halkın beğenip benimseyebileceği ortak bir söz haline gelir.
Bu sözler törelere, geleneklere, tecrübelere, akla ve gerçeğe dayanır. Halkın ortak düşüncesini, inancını, duyusunu, ahlak anlayışını, kültürünü, felsefesini yansıtırlar. Kültürün aynasıdırlar. Eğitici ve öğreticidirler. Genellikle mecazi bir anlam taşırlar. Anonimdirler. Halk arasında dilden dile dolaşarak gelecek kuşaklara aktarılırlar. Söz ve mâna sanatlarıyla (seci, tezat, cinas, akis, mübalağa) örülmüşlerdir. Kalıplaşmış, doğal (tabii), kısa ve özlü sözlerdir. 
ATASÖZLERINİN GENEL ÖZELLİKLERİ
1. Kısa ve özlüdür.
2.Tarafsızdır.
3. Genelleştirme vardır.
4. Sürekli gözlem özelliği vardır.
4. Ders ve öğüt verir.
5. Kılavuzluk yapar, yol gösterir.
6. Gelenek ve görenek yansıtır.
7. Halkın inanışları işlenir.
8. Gerçekçilik vardır.
9. Mecazlı anlatım vardır.
10. Sanatlı anlatım vardır.

CÜMLEDE ANLAM KONU ANLATIMI DERS NOTU

CÜMLEDE ANLAM KONU ANLATIMI DERS NOTU
CÜMLE ANLAMI 
Cümle, yargı bildiren sözcük ya da söz öbeğidir. Bir sözün yargı bildirmesi, şahıs ve kip bildirecek biçimde çekimlenmesine bağlıdır. Bu özelliği gösteren tek bir sözcük cümle olabileceği gibi, birbirini tamamlayan birçok sözcük de cümle özelliği gösterebilir.
 Bu açıdan, "Çalışıyorum." sözcüğü, "Çalışkanım." sözcüğü de cümledir.
 "Yarınki sınava hazırlanıyorum." da cümledir. Cümle anlamında cümlelerin anlamca eşleştirilmesi, cümle tamamlama ve cümle oluşturma gibi konular üzerinde duracağız. Şimdi cümlelerin anlamsal özellikleri üzerinde duralım.


TANIMLAMA
Bir şeyin ne olduğunu anlatan cümleler tanım cümleleridir. Tanım cümleleri, "Bu nedir?" sorusuna cevap verir. "İsimlerin özelliğini belirten sözcüklere sıfat denir." cümlesinde tanım yapılmıştır. Bu cümleye sorduğumuz, "Sıfat nedir?" sorusuna cevap alabiliyoruz: İsimlerin özelliğini belirten sözcüklerdir. "Sıfatlar çekim eklerini almaz." cümlesinde ise tanım yoktur. Çünkü bu cümleye "Sıfat nedir?" sorusun yönelttiğimizde cevap alamıyoruz.

ÜSLUP
 Sanatçının dili kullanma biçimi, anlatım şekli üslûbu oluşturur. Bir eserin cümlelerin uzunluğu, kısalığı; sanatçının sözcük seçimi, sanatlı ya da yalın anlatımı üslûp ile ilgilidir. "Yazar, öykülerinde anlattığı yörenin konuşma dilini kullanmayı tercih etmiş." cümlesi üslûpla ilgilidir. Çünkü bu cümlede yazarın öykülerinin dilinden; yani anlatımdan söz edilmiştir. Bu da üslûpla ilgilidir. "Sanatçı, bu öyküsünde gerçekleri kısa, yalın cümlelerle dile getirmiş." sözü üslûpla ilgilidir. Çünkü bu cümlede yazarın eseri oluşturuş şeklinden söz edilmiştir. Bu da üslup ile ilgilidir.

 KARŞILAŞTIRMA
Bir düşünceyi ya da kavramı daha anlaşılır hâle getirmek için onu başka bir düşünce ya da kavramla herhangi bir yönden değerlendirmeye karşılaştırma denir.
 "Eski İstanbul şimdikine göre daha güzeldi." cümlesinde "İstanbul" önceki ve sonraki hâli ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma, ortak ya da farklı yönlerden yapılabilir. Örneğin, "Selim, derslerde Elif kadar başarılıdır." cümlesinde Selim ve Elif derslerdeki başarıları yönünden karşılaştırılmışlardır. "Selim, gezmeyi çok sever, Elif ise kitap okumayı sever." cümlesinde de karşılaştırma vardır. Bu cümlede iki kişi sevdikleri durumlar yönünden karşılaştırılmışlardır.

 YORUM 
 Söyleyenin bir konu ile ilgili düşüncelerine, sözlerine kendi duygu ve görüşlerini kattığı anlatıma yoruma dayalı anlatım denir. Yorumlar kişinin kendi beğenisini, kendi görüşünü anlattığından özneldir, kişiye özeldir. "Evimin balkonundan bakınca Boğaz'ın muhteşem güzelliği beni mest ediyor." cümlesinde "muhteşem güzellik" sözleri kişinin manzarayı beğendiğini bildirir. Bu manzarayı herkesin beğenmesi gerekmez ve bu muhteşemliğin kanıtlanmasına da gerek yoktur. Çünkü bu, benim Boğaz'a bakışımın ifadesidir. Benim Boğaz'ı değerlendirişimdir. O hâlde bu cümlede yorum söz konusudur. "Taraftarlar, şampiyonları havaalanında karşıladı." cümlesinde görülenler anlatılmış, şampiyonların gelişi ile ilgili kişi kendi görüşünü belirtmemiştir. Bu nedenle bu cümlede yorum yapılmamıştır.

 ÖZNEL VE NESNEL YARGILAR
 Kimi yargıların kişiden kişiye değişen bir yanı vardır. Bu yargıların doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamaz. İşte, söyleyenin kendi görüşünü yansıtan bu tür yargılara öznel yargılar denir. "En ilgi çekici edebiyat türü öyküdür." cümlesinde beğeni ifadesi, söyleyenin yorumuna bağlıdır ve bu yorum kişiden kişiye değişir. Bu cümledeki yargıyı kanıtlamak mümkün değildir. kimisi romanı, kimisi tiyatroyu ilgi çekici bulabilir. Kimi yargılar ise kanıtlanabilir bir nitelik taşır. Bu tür yargıların doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişmez. Söyleyenin yorumunu içermeyen bu tür yargılara nesnel yargı denir. "Yüzüklerin Efendisi filmi gişe rekorları kırdı." cümlesi nesneldir. Çünkü filmin çok izlenip izlenmediği çok rahat kanıtlanabilir. "En güzel renk pembedir." "Bu sanatçının sesine bayılıyorum." "Bu sanatçının romanlarında insanı büyüleyen bir anlatım var." cümleleri söyleyenin kişisel görüşünü anlatan öznel yargılardır. "İstanbul Türkiye'nin en kalabalık şehridir." "Sanatçının son kitabı çok sattı." "Yazar romanlarındaki kahramanları çoğunlukla kadınlardan seçmiş." cümleleri ise kanıtlanabilir bir nitelik taşıyan nesnel yargılardır.

 KOŞUL CÜMLESİ
Bir yargının ya da eylemin gerçekleşebilmesi için öne sürülen şartın olduğu cümlelere koşul cümleleri denir. Bu tür cümlelerde söz konusu yargının gerçekleşmesi bir şarta bağlanmıştır. Bu şart gerçekleşmezse yargı da gerçekleşmez. "Biraz düşünürsen nerede yanıldığını anlarsın." cümlesinde "nerede yanıldığını anlama", "düşünme" şartına bağlanmıştır. Bu cümleye göre yargının gerçekleşmesi "düşünme" nin gerçekleşmesine bağlıdır. Kişi düşünmezse bu da geçekleşmeyecektir. "Çim makinesini yarın vermek üzere aldım." "Ödevini yaparsan gezmeye gideriz." "Bu konuyu hepiniz anlayacaksınız, yalnız beni dikkatle dinlemelisiniz." "Mektubu okuyunca ne demek istediğimi anlarsın." cümlelerinde koşul anlamı vardır.

GEREKÇELI YARGI
 Herhangi bir davranışın, eylemin, isteğin yapılmasını gerekli kılan nedenle verilmesi ile oluşan yargılara gerekçeli yargılar denir. Gerekçeli anlatıma nedene bağlı anlatım da denir. Bu tür yargılar eyleme sorulan "niçin" sorusu ile bulunabilir. "Derslerine düzenli çalıştığından sınavda başarılı oldu." "Uyanamadığından derse geç kalmış."
 "Bu akşam toplantıya katılamayacağım, misafirlerim gelecek." "Bugün pazar olmasaydı bütün mağazalar açık olurdu." cümlelerinde neden - sonuç ilişkisi vardır. 

ÖNERİ
 Herhangi bir şeyde görülen eksikliğin nasıl giderilebileceğini bildiren cümlelere öneri denir. "Kitabın sonuna yararlanılan kaynaklar eklenirse, okuyucuya daha yararlı olur." cümlesinde kitabın sonunda kaynakların olmaması bir eksiklik olarak görülmüş ve bunun giderilmesi için öneride bulunulmuştur. "Plânınızın yeniden gözden geçirmenizin doğru olacağı düşüncesindeyim." "Günün belli saatlerinde, belli aralıklarla ders çalışırsan daha iyi olur." "Sanatçı, kişisel konuların yanında toplumsal konulara da yer vermelidir." cümlelerinde öneri söz konusudur.

VARSAYIM
 Varsayıma bir olayın gerçek olup olmadığını bilmeden gerçek saymaya varsayım denir. Bu cümleler "varsayalım, tut ki, diyelim ki" sözleri ile oluşturulur. "Diyelim ki bu sınavı kazandın." "Tut ki yüz elli yıl yaşadın." "Diyelim ki insanlar uzaya şehirler kurdu." cümleleri birer varsayımdır. Burada gerçekleşmeyen bir durum gerçekleşmiş kabul edilip, o durum üzerinden düşünceler belirtilmiştir.

TAHMİN
 Bir kişinin sonucunu bilmediği bir olay ya da durum ile ilgili nasıl sonuçlanacağına dair kendi görüşünü bildirmeye tahmin denir. "Geç kaldık, sanırım Selim gitmiştir." cümlesini düşünelim. Burada henüz Selim'in gidip gitmediği bilinmiyor. Sadece "gitmesi" ile ilgili bir tahminde bulunulmuştur. "Kardeşim bu soruların hepsini çözer." "Bizim oralara bahar gelmiştir artık." cümlelerinde de tahmin anlamı vardır.

ATASÖZLERİ
 Atasözleri, geniş halk yığınlarının yüzyıllar boyunca geçirdikleri denemelerden ve bunlara dayanan düşüncelerden doğmuş özlü sözlerdir. Ulusun ortak düşünce, kanış ve tutumunu belirtir, bize yol gösterir atasözleri. Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir. Her atasözü, belli bir kalıp içinde, belli sözcüklerle söylenmiş olan donmuş bir biçimdir. Sözcükler değiştirilip yerlerine -aynı anlamda da olsa- başka sözcükler konulamayacağı gibi söz diziminin biçimi de bozulamaz. Örneğin, "Derdini söylemeyen derman bulamaz." sözündeki "derman" yerine "ilâç" getirilemez. "Çalma elin kapısını, çalarlar kapını." sözü de, sözcüklerin sırası değiştirilerek: "Elin kapısını çalma, kapını çalarlar." biçiminde söylenemez. Atasözleri kısa ve özlüdür; az sözcükle çok şey anlatır: "Dikensiz gül olmaz." "Alet işler, el övünür." "Taşıma su ile değirmen dönmez." gibi. Atasözleri çoğunlukla mecaz anlamlıdır. "Balık baştan kokar." "Ak akçe kara gün içindir." atasözlerinde olduğu gibi. Gerçek anlamını koruyan atasözleri de vardır. "Son pişmanlık fayda etmez." "Dost ile ye iç, alış veriş etme." atasözlerinde olduğu gibi.

 CÜMLEDE ANLATILMAK İSTENEN
 Her yargı belli bir anlamı aktarmak için kurulur. Bu yargıyı aktaran kişinin karşısındakine anlatmak istediği bir anlamı mutlaka vardır. Bu bazen açık olarak verilir, bazen de bir olayın, bir öykünün arkasına gizlenerek verilir. Yani cümlede söylenenle anlatılmak istenen farklı olabilir. Söylenmek istenen anlam cümlenin ana fikridir diyebiliriz. Bu düşünceyi bulabilmek için cümleye "Yazar bu cümlede bize ne anlatmak istiyor?" sorusunu sorabiliriz. "Şiire yaşlı bir şair gibi başlamalı, onu genç bir şair gibi devam ettirmeli." Bu cümlede anlatılmak istenen nedir? Burada öncelikle "yaşlı şair gibi başlama" ve "genç şair gibi devam ettirme" sözlerine açıklık getirmeliyiz. O zaman esas anlatılmak istenen, ortaya çıkacaktır. "Yaş" tecrübenin, "genç" de coşkunun, heyecanın sembolüdür. O hâlde şiire başlayan biri tecrübe kazanmalı, deneyimli olmalı, aynı zamanda şiir anlayışını devam ettirecek coşkuya sahip olmalı. Son olarak şunu söyleyebiliriz: "Şiirde deneyim ve coşku esastır."

 YAKIN ANLAMLI CÜMLELER
 Anlatılmak istenen bir düşünce değişik biçimlerde ifade edilebilir. Bunu ifade ediş biçimi, içinde bulunulan durum, seslenilen kişi gibi birçok etkene göre değişir. Söyleyişleri farklı, anlatılmak istenenin aynı olduğu bu tür cümlelere yakın anlamlı cümleler denir. "Hiçbir suçlu, kendi yargıçlığından kurtulamaz." cümlesini biz aynı anlamı koruyacak şekilde farklı sözcüklerle oluşturabiliriz: “Suçlular yaşamları boyunca kendilerini yargılar.” “Suç işleyen her insan bu suçu başkaları bilmese de bu suçun vicdanındaki baskısından kurtulamaz.”

 CÜMLE TAMAMLAMA
 Cümle yargı bildiren söz ya da söz öbeğidir. Bir yargının tam olabilmesi için verilmek istenen düşünceyi tam aktarması gerekir. Bunun için de yargı yardımcı unsurlarla zenginleştirilip tamamlanır. "Bu durumu ona anlatıncaya kadar..." cümlesi aşağıdakilerden hangi sözle tamamlanırsa, anlatılanların güçlükle kabul ettirildiği anlamı oluşur? Burada yapacağımız, cümleyi düşünmek ve cümleyi hangi sözlerle tamamlarsak istenen anlamı oluşturacağımızı ortaya çıkarmaktır. Cümlede bir durumun zor kabul ettirilmesi anlamı olacağına göre, bu cümle "akla karayı seçtim" sözleri ile tamamlanabilir. Çünkü bu sözler, cümleye "bir şeyin güçlükle kabul ettirilmesi" anlamı katmaktadır.

 CÜMLENİN KONUSU
 Bir yazının olduğu gibi cümlenin de konusu vardır. Cümlenin genelinde üzerinde durulan duygu ya da düşünceler o cümlenin konusunu oluşturur. “Bu cümlede neyden söz ediliyor?” sorusu, bize o cümlenin konusunu verecektir. Çocuğa ana dilini, bir işçi elindeki âlet gibi nasıl kullanıldığını ilk öğreten, ona bu dilin türlü hünerlerini; kıvraklığını, zenginliğini, inceliğini ilk öğreten masaldır. Bu cümlenin genelinde “masal” ın ana dil eğitimindeki yerinden söz edilmektedir. O hâlde bu cümlenin konusu “masalın dil öğrenimine katkısı”dır. Küçüklükte öğrenilen taş üzerine yazı yazmaya, yaşlılıkta öğrenilen ise su üzerine yazı yazmaya benzer. Konu: Eğitimin yaşı İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Konu: Alışkanlık.

SÖZCÜKTE ANLAM TÜRKÇE KONU ANLATIMI

   SÖZCÜK ANLAMI
 Anlamı olan en küçük ses birliğine sözcük denir. Sözcükler cümleyi oluşturan unsurlardır. Sözcükler kendi başlarına anlamlı olmakla birlikte cümlede de anlam kazanır ve bu nedenle de değişik anlamlarda kullanılabilir. Şimdi bu anlamları görelim.
GERÇEK VE MECAZ ANLAM
Gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır. Buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı da denir. “İnce” sözcüğünü ele alalım. Gerçekte “kalın karşıtı” olan, nesnelerin eni ile ilgili kullandığımız bu sözcük, “Üzerinde ince bir gömlek vardı.” cümlesinde gerçek anlamı ile kullanılmıştır. “Yaşlı kadına yer vermen ince bir davranıştı.” cümlesinde ise sözcük gerçek anlamı ile kullanılmamıştır. Bu cümlede yeni bir anlamda kullanılmıştır. Sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşarak kazanmış olduğu bu yeni anlam, mecaz anlamdır. İnce sözcüğü bu cümlede “beğenilen, güzel” anlamında kullanılmıştır. “Çocuk, ağır çantayı kaldıramadı.” “Evin camlarını kırmışlar.” “Bahçedeki kuru otları yakmış.” Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler gerçek; “Çocuğu ağır işlerde çalıştırmışlar.” “N'olur beni kırma, maça birlikte gidelim.” “Sınavda yüksek not alamazsam yandım.” cümlelerinde ise mecaz anlamda kullanılmıştır.

SOMUT VE SOYUT ANLAM
  Sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir. Örneğin “ağaç, insan, dağ, kalem, bulut...” somut sözcüklerdir. Ama kavramlar duyu organlarımız ile algılanamaz. “Üzüntü, sevgi, özlem, kin, akıl” gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız. İşte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir.

 TERİM ANLAM
  Herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim denir. Matematikte kullanılan açı, üçgen, karekök... Edebiyatta kullanılan öykü, ölçü, kafiye, dize... Sosyal bilgilerde kullanılan iklim, ölçek, eş yükselti ... Fen bilgisinde kullanılan hücre, soymuk boruları, sindirim sistemi, sinir ... sözcükleri terimdir. Çünkü bunlar yukarıda adı geçen alanlar ile ilgili özel anlamı olan sözcüklerdir.

 EŞ ANLAM
  Aynı kavramı karşılayan farklı sözcüklere eş anlamlı sözcükler denir. Ayakkabı - kundura Siyah - kara Rehber - kılavuz ... Yukarıdaki sözcükler farklı yazılışlarda olsa da aynı varlık ya da kavramı anlattığından eş anlamlıdır.

 KARŞIT (ZIT) ANLAM
 Birbirine karşıt kavramları karşılayan sözcüklere karşıt anlamlı sözcükler denir. Karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtir. Güzel - çirkin Sevmek - nefret etmek Gece - gündüz... Burada yeri gelmişken, her sözcüğün karşıt anlamlısının olmadığını da belirtelim. Örneğin “su, aramak, yeşil...” gibi sözcüklerinin karşıt anlamlısı yoktur.

 DEYİM
  Birden fazla sözcükten meydana gelen, sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan söz öbekleridir. Deyimlerin en önemli özelliklerinden biri en az iki sözcükten oluşmalarıdır. “Dikmek” sözcüğü tek başına deyim olmaz. Deyimi oluşturması için bir başka sözcükle kullanılması gerekir. Örneğin “göz” sözcüğü ile kullanıldığında, “göz dikmek” olur ki, bu sözler deyimdir. Artık “dikmek” sözcüğü gerçek anlamını yitirmiştir. Deyimlerin önemli özelliklerinden biri de kalıplaşmış sözler olmalarıdır. Deyimi oluşturan sözcüklerden en az biri kendi anlamlarından uzaklaşmıştır. “Dil uzatmak” “Küplere binmek” “Saman altından su yürütmek” deyimlerini düşünelim. Bu deyimleri oluşturan sözcükler artık gerçek anlamında değildir. “Dil uzatmak” birine kötü söz söylemek, “Küplere binmek” çok sinirlenmek, “Saman altından su yürütmek” ise başkalarına sezdirmeden gizli işler yapmak anlamına gelen birer deyimdir.

 SESTEŞ ( EŞ SESLI) SÖZCÜKLER
  Yazılışları aynı, anlamları farklı sözcüklere sesteş sözcükler denir. “Su gelir güldür güldür Gel de yâr beni güldür.” Yukarıdaki dizelerde “güldür” sözcükleri yazım bakımından aynı seslerden oluşmuş; ama farklı anlamlarda sözcüklerdir. Sadece yazım bakımından benzeşmiştir. Birinci dizedeki suyun akarken çıkardığı “yansıma ses”; ikinci dizedeki ise “gülmek” eyleminden türetilen “güldürmek” eylemi. “Bu yüz bana yabancı gelmedi.” “Ben her şeyi bilemem ki.” “Bu çay yazın kurur.” cümlelerindeki altı çizili sözcüklerin sesteşi vardır.

 DOLAYLAMA
  Bir sözcüğü birden fazla sözcükle ifade etmeye dolaylama denir. Dolaylamaların temelinde halkın benimsemesi vardır. Örneğin bizler nasıl oluştuğuna pek bakmadan “aslan” için “ormanların kralı” deriz. Çünkü insanlar arasında bu, öyle benimsenmiş, kabul görmüştür. Kaleci : File bekçisi Turizm : Bacasız sanayi Kömür : Kara elmas...

 YANSIMA SÖZCÜKLER
  Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere yansıma denir. “Suyun şırıltısı insanı dinlendirir.” “Kedinin acı miyavlaması ile uyandım.” “Şu cızırtıyı durdurun artık.” cümlelerindeki altı çizil sözcükler birer yansımadır. Çünkü bu sesleri biz doğada duyuyoruz.

iKiLEME
  Sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeklerine ikileme denir. İkilemeler aynı sözcüğün tekrarıyla, yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir. “Adam acı acı güldü.” cümlesinde ikileme aynı sözcüğün tekrarı ile, “Yalan yanlış sözlerle bizi oyalamışlardı.” cümlesinde yakın anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması ile, “Gece gündüz çalışıyordu.” cümlesinde karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması ile, “Lütfen saçma sapan konuşma.” cümlesinde ikileme biri anlamlı, biri anlamsız sözcüklerin birlikte kullanılması ile oluşmuştur.

 AD AKTARMASI
  Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün, başka bir sözün yerine kullanılmasına ad aktarması denir. “Seni şirketten aradılar.” cümlesinde “şirket” sözcüğünde ad aktarması vardır. Burada şirkette görevli birinin, örneğin sekreterin araması söz konusudur. Ama cümlede “şirketten” sözü ile genel söylenip, özel anlam anlatılmak istenmiştir. “Ben ortaokulda Akif'i çok okudum.” cümlesinde “Akif” sözü ile Mehmet Akif'in şiirleri kastedilmiştir. “Öğretmen içeri girince sınıf ayağa kalktı.” cümlesinde “sınıf” sözcüğünde ad aktarması vardır. Bu cümlede “sınıf” ile anlatılmak istenen “öğrenciler”dir. Dış söylenerek iç kastedilmiştir. “Batı teknolojide bizden ileridir.” “Türkiye sizinle gurur duyuyor.” “Soba yanınca oda ısındı.” cümlelerindeki altı çizili sözcüklerde ad aktarması söz konusudur.

ABBAS Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu ...