Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2019 Salı



              ABBAS        


Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

                Cahit Sıtkı TARANCI

3 Aralık 2017 Pazar

ANISI BİZ OLALIM BU SOKAKLARIN


Anısı biz olalım bu sokakların  
öpüşmediğimiz tek saçak altı  
hiçbir otobüs durağı kalmasın  
Biz yürüyelim kent güzelleşsin  
gürültüsüz sözcükler bulalım  
yeni sevinçlere benzeyen  

Biz gelince bir yağmur başlar  
yüzün çizilir buğulanan camlara  
bir uzun karartma biter  
akasyalar köpürür birdenbire  
ve her avluda adınla anılan  
çiçekler sulanır akşamüstleri  

Bir arkadaş evine uğrarız yolüstü  
bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi  
başını sessizce omzuma koyarsın  
gülüreyhan olur soluğun  
Biz kalırız kuşlar dönüp gelir  
her balkonda bir menekşe sesi  

Belki yeniden güzelleştiririz  
adları değiştirilen parkları  
perdeleri hiç açılmayan evlerde  
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur  
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden  
kendi sesini kemiren alanlar  

Anısı biz olalım bu sokakların  
ve hiç durmadan yağmur yağsın  
Biz gürültüsüz sözcükler bulalım  
sarmaşıklar fısıldaşsın yine  
Gidersek birlikte gideriz  
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen  
Ahmet TELLİ

4 Ağustos 2017 Cuma

Turgut Uyar'ın en sevilen dizeleri

●AYRILIKLARDAN
“Böyle sessiz ayrılıklarda
 Her“Hayatın kutlu olsun sevgilim
Ki sana değişe değişe aktımKimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım-Uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-Sevgilim sevgilim
●ÇILGIN HÜZÜNLÜ

Bir orman gibi çoğal aramızda” şey önceden belli olur
 En güzel zamanında, aşkın ve hayatın
 İnsan deli olur…”

“Şimdi dolaşıp duruyor aramızda
 Kıpkırmızı bir duygu olarak
 Doğudan batıya bir güz halinde
 Çılgın ve hüzünlü”

●VAİZ SOKAĞI NUMARA 70
“Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam
Bir kap yemek, bir elbise
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam..”


●GEYİKLI GECE
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
 Aşktan ve umuttan başka”

●GÖĞE BAKMA DURAĞI
“Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
 Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
 Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
 Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor”

●ARAMIZDAKİ
“Hayatın kutlu olsun sevgilim
Ki sana değişe değişe aktım
Kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-Uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
Sevgilim sevgilim
Bir orman gibi çoğal aramızda”





2 Haziran 2017 Cuma

Özdemir Asaf'ın Ulaşılmaz Aşkı Lavinia Hikayesi ve şiiri

"Adını Gizleyeceğim Sen de Bilme Lavinia"

Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken güzelliği ile çevresini etkileyen Mevhibe Hanım o dönem sinema yıldızlarından Rita Hayworth’a benzerliğinden onun filmine atfen Gilda diye çağrılırmış. Uzaktan akrabası olan Oktay Akbal (ki o da kendisine hayrandır, hikayelerindeki Hisya’dır) sayesinde şairler dünyasını tanır. Özdemir Asaf aşık olmuştur Mevhibe Hanım’a ama karşılıksız bir aşktır bu.
Özdemir Asaf, lavinia kelimesini hangi anlamda kullandı bilmiyoruz ama lavinianın birkaç anlamı var: Bir çiçek cinsi (ölüm çiçeği), Shakespeare’in Titus Andronicus adlı eserinde Roma İmparatoru Başkomutanı Titus’un güzeller güzeli kızıdır. Tamaro’nun iki oğlu tarafından tecavüze uğrar. Babası Titus tarafından öldürülür.

LAVİNİA

Sana gitme demeyeceğim

Üşüyorsun ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia.

DESTİNA

Destina

Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım 
Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara 
Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana
Destina 
Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için
Yaşamımın gizini vereceğim sana.

           LALE MÜLDÜR


🌟 Yeni Türkü grubu tarafından bestelenmistir . Dinlemenizi tavsiye ederim.

Altın Portakal Şiir Ödüllü Şaheser Bir Kadının Şaheser Şiiri "İz"

acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında. 
izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin. 
ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana
kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun
yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında
döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin
kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun. 
şimdi, acının ormanından geçiyorsun
her şey bir daha kanasa da
ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben
geç meleğim, senin de şarkıların olsun
içindeki telleri titreten..

Birhan Keskin

19 Mayıs 2017 Cuma

ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP

Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! 

Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
     
                    NECİP FAZIL KISAKÜREK

12 Mayıs 2017 Cuma

ANNELER GÜNÜ İÇİN KISA VE ANLAMLI ŞİİRLER

ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!…
                               Necip Fazıl KISAKÜREK

ANNEM
Annelerin en güzeli,
Sensin, benim güzel annem.
Ilık esen bahar yeli,
Sensin, benim güzel annem.
Güneş yüzlü, altın kalpli,
Ağır başlı, tatlı dilli,
Meleklerin eşi sanki
Sensin, benim güzel annem.
Açan çiçek, çağlayan su,
Gülümseyen engin duygu,
Evimizin mutluluğu
Sensin, benim güzel annem.
Uyuyan Güzel Anneye
Anne, bahar geliyor uyansana
Çık altın eşikte bekle beni,
En güzel tılsımları buldum sana
Koklayabilmek için nefesini.
Yeni açmış şu erik hatırlatır
Bana ağaçları çok sevdiğimi,
Sevginle mi ıslanmış şu sonsuz kır,
O kara bırakmışsın gözlerini.
Gül güzel annem benim, benim rüyam
İçimden çiçekli bir yol var sana,
Senin yerine biraz ben uyusam
Anne bahar geliyor uyansana.
                                 Ceyhun Atuf KANSU

ANNE
Sen baharda nazlı çiçek,
Ben çiçekte tombul böcek,
Sensin beni güldürecek,
Anneciğim, biriciğim.
Kulağımda tatlı sesin,
Ninni yavrum uyu dersin,
Sevgi bağın eksilmesin
Anneciğim, biriciğim.
                      Mevlüt KAPLAN
ANNE
Uyusun da büyüsün
Derdin büyüdüm anne
Bana o ak sütünden
Verdin büyüdüm anne
Uykuma yıldızları
Serdin büyüdüm anne
Anne güzelliğine
Erdin, büyüdüm anne
                       FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

ANNECİĞİM

Bekle beni anneciğim
Bir gün sana döneceğim
Pamuk gibi ellerinden
Doya doya öpeceğim
Demet demet çiçeklerle
Lâle menekşe güllerle
Aydınlık bir gelecekle
Annem sana geleceğim
Ne şirindir senin sözün
Yeter ağlamasın gözün
Bitsin artık çile hüzün
Annem sana döneceğim
Demet demet çiçeklerle
Ellerimde buketlerle
Duâlarla Tekbirlerle
Annem sana geleceğim.
                   Hayati OTYAKMAZ
SAKLA BENİ ANNE

Sen ninni söylerken anne
Ak güvercinler evimize
Gelinböcekleri konuyor
Saçımın tellerine
Sen masal söylerken anne
Mor menekşeler açıyor sesinde
Yüzünden kalkan kelebekler
Yavaşça konuyor kirpiklerime
Sen ninni söylerken anne
Başucumda mı uykum
Yastığımın altında mı
Söyle girsinler gözlerime
Söyle şu kedilere anne
Miyavlamasınlar eğri büğrü
Oyuncağımı korkutmasınlar
Girmesinler düşüne
Yumuyor gözlerimi gizli bir el
Yüzünü göremiyorum anne
Sar beni sakla beni
Sıcak sevgiler içine
Tavan nere gitti anne
Nere gitti evimizin duvarları
Daya ellerini anneciğim
Kediler düşmesin üstüme
                         Ali YÜCE
GELEMEM ANNE
Bu acıya dayanmıyor yüreğim
Sensiz yaşanır mı bilemem anne
Sana kavuşmaktır benim dileğim
Vakit dolmayınca gelemem anne
Doğmak murat ise elbet ölüm hak
Bana çok zor geldi böyle ayrılmak
Seni örter iken şu kara toprak
Gayri yeryüzünde gülemem anne
Geceleri uyku girmez gözüme
Yakar beni ateş düştü özüme
Doymadım ki ben senin gül yüzüne
Şimdi koklamaya bulamam anne
Çekiçoğlu ölüm zor gelir dile
Ağlamak sızlamak boşa nafile
Sana kavuşmayı istesem bile
Ecel gelmeyince ölemem anne
Anam
Dokuz ay koynunda gezdirdi beni
Ne cefalar çekti ne etti anam
Acı tatlı zahmetime katlandı
Uçurdu yuvadan yürüttü anam

Anaların hakkı kolay ödenmez
Analara ne yakışmaz ne denmez
Kan uykudan gece kalkar gücenmez
Emzirdi salladı uyuttu

Anam doğurdu beni Sivas ilinde
Sivralan Köyünde tarla yolunda
Azığı sırtında orak elinde
Taşlı tarlalarda avuttu

Anam ben yürürdüm anam bakar gülerdi
Huysuzluk edersem kalkar döverdi
Hemen kucaklayıp okşar severdi
Çirkin huylarımı soyuttu anam
Çocuğuydum anam bana ders verdi
Okumamı çalışmamı ön gördü
Milletine bağlı ol da dur derdi
Vatan sevgisini giyitti anam

Tükenmez borcum var anama benim
Onun varlığından oldu bedenim
Kimi köylü kızı kimisi hanım
Ta ezel tarihte kayıtlı anam

Veysel der kopar mı analar bağı
Analar doğurmuş ağayı beyi
İşte budur sözlerimin gerçeği
Okuttu öğretti büyüttü anam Aşık Veysel'i

Anneciğim seni sever kokunu özlerim
Şimdi seni bekliyorum
Ben seni çok seviyorum.

annem annem sen üzülme
seni birakip gitmeme ragmen
unutma ben hep seninleyim

ANNE
Annemi ben çok severim,
Melek annem, güzel annem,
Üzülmesin sakın derim
Melek annem, güzel annem.
İyi doğru sözler onda,
Şefkat dolu gözler onda,
Sevgi, ışık var yolunda,
Melek annem, güzel annem.
Anne yüzü ne asil yüz,
Anne gözü ne derin göz,
Anne özü, pırlanta öz,
Melek annem, güzel annem.
O gülerse çağlayanım,
O ağlarsa ağlayanım,
Ona gönül bağlayanım;
Melek annem, güzel annem.
                 Rıfat Necdet EVRİMER

ANNECİĞİM
Anneciğim seni ben,
Çiçeklerden yemişten,
Sarı saçlı bebekten,
Canımdan çok severim.
Gitme hep yanımda kal,
Beni kollarına al,
Pembe gülden daha al,
Yanağından öperim.

              Melahat UĞURKAN

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Ağaran Bir Suyum

Ağaran Bir Suyum
 
Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar gittikçe daha güzel 
 
Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü 
Sular daha soğuk rüzgâr daha serin 
 
Eskiden her konuda konuşurdum istekle 
Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi 
 
Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti 
Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum 
 
Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu 
Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak 
 
Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor 
İçimden geçenleri söyledim sanıyorum 
 
Birisi bir şarkı söylemesin kederle 
Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu 
 
Kısa söz basit eşya kedi sevgisi 
Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında 
 
Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...

 -Şükrü Erbaş

ARMAĞAN Adlı Şiir ŞÜKRÜ ERBAŞ

Armağan

Senin gözlerini
Dağlardaki çocuklara vereceğim;
Çayır çimen kokusu rüzgarlar dolusu
Ocaklarda tüten hayal
Yıldızlı bir pencere bozkırın yoksulluğunda
Haran’a açılan balıklı göl
Biraz anne,biraz kardeş
Çokça sevgili
Gözlerini senin,çocuklara
Sevsinler diye birazcık kendilerini…

Senin gözlerini
Çocuklara vereceğim kentlerdeki;
Onurlu ve uzak
Hilesiz ve çıplak
Bir su damlasından korunaksız
Ay ışığına ilmekler atan
Ebruli,derin
Bal kıvamındabir gizem
Biraz dost, biraz sitem
Çokça sevgili
Çocuklara, gözlerini senin
Sevsinler diye birazcık başkalarını…

Senin gözlerini
Evlerdeki çocuklara vereceğim;
Bulanık,huysuz
Kirpikleri odalarda kıvrım kıvrım yollar
Halkalanmış acı su

Bir kısılmış bir çözümsüz rüzgar
Biraz öfke,biraz naz
Çokça sevgili
Gözlerini senin, çocuklara
Sevsinler diye birazcık ömürlerini

ŞÜKRÜ ERBAŞ

7 Mayıs 2017 Pazar

CEMAL SÜREYA- FOTOĞRAF

Fotoğraf

Durakta üç kişi 
Adam kadın ve çocuk 

Adamın elleri ceplerinde 
Kadın çocuğun elini tutmuş 

Adam hüzünlü 
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü 

Kadın güzel 
Güzel anılar gibi güzel 

Çocuk 
Güzel anılar gibi hüzünlü 
Hüzünlü şarkılar gibi güzel
            
                          CEMAL SÜREYA

CEMALSÜREYA - BIR ÇİÇEK

Bir Çiçek

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, 
Bir yanlışı düzeltircesine açmış; 
Gelmiş ta ağzımın kenarında 
Konuşur durur. 

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, 
Güverteleri uçtan uca orman; 
Aldım çiçeğimi şurama bastım, 
Bastım ki yalnızlığımmış. 

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
           CEMAL SÜREYA

Cemal Süreya - Beni Öp Sonra Doğur Beni

Beni Öp Sonra Doğur Beni

Şimdi 
utançtır tanelenen 
sarışın çocukların başaklarında. 

Ovadan 
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan 
çeviriyor o küçücük güneşimizi. 

Taşarak evlerden taraçalardan 
gelip sesime yerleşiyor. 

Sesimin esnek baldıranı 
sesimin alaca baldıranı. 

Ve kuşlara doğru 
fildişi: rüzgarın tavrı. 
Dağ: güneş iskeleti. 

Tahta heykeller arasında 
denizin yavrusu kocaman. 

Kan görüyorum taş görüyorum 
bütün heykeller arasında 
karabasan ılık acemi 
- uykusuzluğun sütlü inciri - 
kovanlara sızmıyor. 

Annem çok küçükken öldü 
beni öp, sonra doğur beni.
              Cemal Süreya

Cemal Süreya- 8.10 Vapuru

8.10 Vapuru

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İki de bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Söylemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var

Cemal Süreya

Güzel Günler Göreceğiz Güneşli Günler


GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ GÜNEŞLİ GÜNLER


Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap: Zindan
Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan
Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve, çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir
Hani şimdi biz
İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

NAZIM HİKMET RAN

4 Mayıs 2017 Perşembe

Cahit Sıtkı TARANCI- Desem ki



DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem  ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.





Cahit Sıtkı TARANCI

1 Mayıs 2017 Pazartesi

BELKI YİNE GELIRİM Ahmet TELLİ

BELKI YİNE GELIRİM 

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
                      
Ahmet TELLİ

28 Nisan 2017 Cuma

GÜN OLUR Orhan Veli Kanık

           GÜN OLUR          

Gün olur , alır başını giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır,düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar , hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı bir telaş!..

Gün olur,başına kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş;
Gün olur,deli gibi...
             ORHAN VELi KANIK


26 Eylül 2016 Pazartesi

YAŞAMAYA DAİR NAZIM HİKMET RAN

                                                                  YAŞAMAYA DAİR
                                                                   Yaşamak şakaya gelmez
                                                                          Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.
                                                                              Bir sincap gibi mesela
                                                                            Yani ,yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden
                                                                           Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

                                                                   Yaşamayı ciddiye alacaksın
                                                                                    Yani o derecede öylesine ki,
                                                                         Mesela, kolların bağlı arkadan , sırtın duvarda
                                                                         Yahut, kocaman gözlüklerin
                                                                         Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                                                     İnsanlar için  ölebileceksin.
                                                                           Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için
                                                                           Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                                                                          Hem de en güzel , en gerçek şeyin
                                                                    Yaşamak olduğunu bildiğin halde.
       
                                                                           Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı
                                                                   Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin
                                                                           Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil
                                                                    Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                                                    Yaşamak yani ağır bastığından.
             
                                                                     NAZIM HİKMET RAN 

23 Eylül 2016 Cuma

AY KARANLIK

AY KARANLIK
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
 İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
 Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...


Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
 Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
 Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık... Ahmed ARİF




 

ABBAS Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu ...